Dursun Ali Erzincanli - Körpe Tutkular
Welcome to Ilahi-Ezgi - Manevi Dünyanız. Please login or sign up.

Üye
  • Toplam Üye: 4,551
  • Son üye: otty
İstatistikler
  • Toplam İleti: 120,567
  • Toplam Konu: 14,493
  • Bugün Online: 237
  • En Çok Online: 2,613 (21 Ocak 2020, 20:27:20)
Çevrimiçi Üyeler

En Son Konular

Dursun Ali Erzincanli - Körpe Tutkular

Başlatan Mehmet 01, 12 Şubat 2010, 19:22:47

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mehmet 01


Dursun Ali Erzincanlı - Körpe Tutkular (14 / 43:33)
----------------------------------------------------


Dursun Ali Erzincanlı - Körpe Tutkular (14 / 43:33)
----------------------------------------------------
01:55 -  Dursun Ali Erzincanlı - Bahsetme
01:30 -  Dursun Ali Erzincanlı - Canan Ve Can
04:19 -  Dursun Ali Erzincanlı - Dolunay Gurbetleri
01:17 -  Dursun Ali Erzincanlı - Enstrumental
03:35 -  Dursun Ali Erzincanlı - Garibin Ölümü
04:18 -  Dursun Ali Erzincanlı - Gecenin Siiri
02:45 -  Dursun Ali Erzincanlı - Gel Gitlerin Islakligi
05:39 -  Dursun Ali Erzincanlı - Kanli Karanfil Ve Göc
02:06 -  Dursun Ali Erzincanlı - Körpe Tutkular
01:36 -  Dursun Ali Erzincanlı - Kuslar Ve Cocuklar
03:38 -  Dursun Ali Erzincanlı - O Karanlik Geceler
03:03 -  Dursun Ali Erzincanlı - Ölümde Carmiha Gerilir
03:24 -  Dursun Ali Erzincanlı - Yanlizca Gözler
04:24 -  Dursun Ali Erzincanlı - Zihnin Sah Damari
Bu iletinin içeriğini görüntülemek için aşağıdakilere ihtiyacınız var:
  • İçeriği görebilmek için bu iletiye teşekkür etmelisiniz.

kenankamil

paylaşım için teşekkür ederim eline sağlık
  •  

mesut

  •  

emrah.dedo

halka hizmet.hakka hizmettir
  •  

muvahhidim

Paylaşım için Allah (c.c) razı olsun..

  •  

kardelen01

Selam Kardeşim Resmin linki silinince başka bir resim gelmiş.
Linkleri upload ederken
Resimleride Düzeltirseniz sevinirim

Allah Razı Olsun
  •  

ilahiezgi

  •  

diamon63

  •  

mmmutlu93


Gizli linklerin nasıl açılacağını öğrenmek için tıklayınız...


  •  

abdullahkan

  •  

Mehmet Polat

  •  

hak aşığı

  •  

yigido8499

  •  

marslan0102

kasedin orjinal kapagi, linke eklerseniniz sevinirim.
  •  

erkandyk23

PAYLAŞIMLARINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ.
EMEĞİNİZE VE ELLERİNİZE SAĞLIK SAĞOLUN...
DARISI DİĞER ALBÜMLERE...
  •  

mehmet55

  •  

emrekrs

Allah razı olsun emeqinize saqlık teşekkürler
كُنْ فَيَكُونُ
  •  

erten86

Allah (C.c.) Tüm Müslümanlardan Razı Olsun İnşaallah...
  •  

M. ALİ

  •  

43Kütahya

  •  

hasanyöndem



Sessizlik; söyleyecek sözü olmayanın değil, boş lafta gözü olmayanın işidir
http://merhametfm.blogspot.com.tr/
  •  

MEKKE FM

Emeği Geçenlerden Allah Razı ve Memnun Olsun...
☾☆ Mekke'ye Hasret Gönüller İçin, MEKKE FM ☆☽

           MEKKE FM AİLESİ

owner  :  http://mekkefm.com/

owner  :  http://cansuyufm.com/

owner  :  http://radyoislam.net/

Dinleme Linkimiz: http://radyodinle.cansuyufm.com:17175/

mail     :  mekkefm@msn.com
Merkez :  Sakarya
  •  

andrewmemut

ALLAH Razı Olsun Ellerinize ve  Emeklerinize Sağlık çok Teşekkür ederim
  •  

hakansen967

BAHSETME
Ey nefsim, sabra tahammülün yoksa sabırdan bahsetme.
"Allah sabredenlerle beraberdir" deme,
Beraberliği istemediğin halde.
Kötülük gördüğün bir insana yıllar yılı buğz ediyorsan,
Onu affetmeye yanaşmıyorsan, ondan köşe bucak kaçıyorsan,
"Kin tutmak kötüdür" deme, kindarlıktan bahsetme.
Ölümüne kardeş değilsen eğer hep kendini düşünüyorsan
Onları yükselmek için kullanıyorsan
Daha iyi bir yaşam için sömürüyorsan onları
Kardeşlikten bahsetme.
Güzel konuşuyor desinler diye konuşma.
Güzel yaşıyor desinler diye yaşama.
Ey nefsim, ya ol ya da öl

CANAN VE CAN
Yabancı ki anamaz ne gündüz ne de gece cananı kazanamaz can kaybetmedikçe
Can mı üstün o canan mı canan mı nur yoksa can mı?
Canan yine cansız candır, can canansız cansız candır
Önce can sonra canan ne kadar yoz bir fikir
Canansız olmazdı can, can canansız bir fakir
Can cananı bulduğunda bayram işte o bayramdır
Canan canla olduğunda cana başka aşk haramdır.

DOLUNAY GURBETLERİ
Bazı zaman duyarım yırtılan dolunay gurbetinin feryatvari sesini. Güneş ardında kızıl çizgiler bırakarak semayı terk eder. Artık irili ufaklı yıldızlar hâkim olur gökyüzüne. Ve işte o an başlar dolunay gurbetleri. Başını avuçları arasına alıp memleketinin doğduğu yerin özlemini yudum yudum içen bir delikanlı. Veya elindeki kasnağına çok uzaklarda bıraktığı annesinin babasının kardeşlerinin hasretini işleyen bir gelin.
Ya da çok uzun yıllar önce ayrıldığı fakat unutamadığı günlerine mekânlık yapmış memleketini anan aksakallı bir ihtiyar. Hepsi de bu dolunay gurbetini yaşar aynı ruhta.
Bir koku hatırlatır geçmişi. Bir melodi alıp götürür doğduğu yere. Bir isim neler hatırlatmaz ki. Bu isim der bu benim annemin ismi annemin ismi annem.
Duygular alır başını gider ötelere. Gözyaşları okşar yanaklarını ve bir rüzgâr eser yanaklarından alır o yaşları annesine götürür ve titrek dudaklarına dökülür düşünceleri. Karanlığın nefesi bedenini kaplar da kurtuluşu düşünür bir türlü kavuşamaz. Sonra çıkıp yürürüm ıslık çalan rüzgârda. Esrarını gizleyen gurbete alışamam.
Kuşlar başka ötüyor, güllerde başka koku, ruhuma yabancıdır gurbetin varsa nesi. Sabah çözülmez düğüm, uyku başka bir uyku. Yalvarırım söyleyin nerde annemin sesi.
Islak kaldırımında geçmişin gölgesini yaş dolu gözlerimle yavaş yavaş izledim. Bana yabancı olan yine kendi sesimi şu gurbet bitsin diye sokağına işledim.
Taşıdım bir yük gibi seni omuzlarımda, toprağına taşıdım değer verdiklerimi. Ocağımı evimi dolaştırdım kanında ve taşıdım büyüttüm gurbet çiçeklerini.
Tökezleyen dakikalar mı insan mı o an bilinmez. Demli bir çay kokusu alacakaranlıkta boşluğa yayılır ve kendine getirir gurbet insanını ki yürür evine yuvasına. Bir gece batımıyla uykuya dalar dolunay geceleri. Bir gece batımıyla bambaşka bir gün umutlar.

GARİBİN ÖLÜMÜ
Bir garip görmüştüm yorgun ve yalnız, hayalden hayale dalmış gibiydi
Mehtaplı gecede hem de apansız gözleri yaşlarla dolmuş gibiydi...
Acıdım haline kimsesi yokmuş bağrına saplanan bir parça okmuş.
Gecenin dar vakti başını dikmiş semada yerini bulmuş gibiydi
Gök kubbe süslenmiş gelinler gibi denize bakarsın görünmez dibi
Bir asır yıpratmış yaşlı garibi alevler misali canım, yanmış gibiydi
Geçmişi bir anda yıkmıştı onu bilmem ki acaba ne olur sonu
Yaşlılık denilen o sarp yokuşu haberi olmadan aşmış gibiydi
Üstünde yalnızca bir hırka vardı yamalı hırkası oldukça dardı
O anda içimi bir hüzün sardı çiçekler misali solmuş gibiydi
Yaşlı garip birden diz üstü çöktü fersiz gözlerinden inciler döktü
Uzanıp topraktan bir parça söktü yağmursuz toprağa dönmüş gibiydi
Biçare ellerini semaya açtı titrek dudakları feryatlar saçtı
Sonunda Rabbine muradını açtı ölümde çareyi bulmuş gibiydi
Ayrıldım o yerden kaçarcasına içimde duygular coşarcasına
Garipse dağları aşarcasına karanlık makbere girmiş gibiydi

GECENİN ŞİİRİ
Sana ulaşmak niye bu kadar zor anlayamıyorum. Hani bir çiçekte bulabilirdim seni bir grup vaktinde yağmurda ve karda güneşin gittiği anda... Esen bir meltem selamını getirirdi hani? Yok, yok, yok... Yoksun artık biliyorum yoksun. Dün gece yıldızlar uyurken sana bir şiir yazdım ne yazdığımı görmek için yaklaştı, yaklaştı durdu deniz. Sinirlenince kendini büyük bir homurtuyla kayalara vurdu. Ne yazdığımı söylemedim tabi söyler miyim? Sonra o şiiri, dalgaların üzerine bıraktım, getirsin diye sana... Ve oracıkta kalakaldım ezan okunuyordu, sabah ezanı bütün kâinatı öyle bir duygu kapladı ki vücudumun tüm zerrelerinde yaşadım o duyguyu ve bir an yalnızlığımı hissettim çaresizliğimi, basitliğimi bilmiyorum ne zaman böyle bir hal olsa kendimi tutamıyorum. Hayır, hayır ağlamadım gözlerim buğulandı ama... Peki tamam anladım ama ne yapayım tutamadım kendimi. İnsanlar neden seni sevmez bilir misin sen gelince korkuları başlar karanlıktan korkarlar onlar sen, karanlık, korku..... Ben niye mi korkmuyorum sen gelince sükûnet geliyor ondan başkasını düşünemiyorum sen gelince ihsan başlıyor vuslat, hem de en güzeliyle seni seviyorum çünkü Furkan'da adına yemin ediliyor âşıklar maşukunu anıyor sende hıçkırıklar daha belirgin günahlar için pişmanlıklar için Eyvahlar için ah'lar için... Hey gece! Şiirime senin adını verdim. Dostun şiiri dedim. Dostun şiiri... Gecenin şiiri.

GEL GİTLERİN ISLAKLIĞI
Denize yakınım. Kokusunu duyuyorum maviliğin. Yüzüme dalgaların serinliği vuruyor. Ya o vakur seslerine bir anne merhametiyle sahili okşayışlarına ne demeli. Sahili kıskanıyorum bal renkli rüyaların tılsımında ben, oturduğum yerden tatlı bir yaz esintisiyle oynaşan nazlı yaprakların maviliğe eğilişine. Sonra o irili ufaklı yaprakların arasından süzülüp gelen huzmelerin o maviliğin şeffaflığında kırılışını izliyorum.
Denize yakınım. Bahar salgını gözlerimde kristalleşen deniz. Sen bir başkasın. Şu yanı başında kumdan kale yapan masum ve hayat dolu çocukları hissediyorsun değil mi?
O minicik yaklarına gel gitlerin ıslaklığı vurunca nasıl da kaçışıyorlar ama yine sana dönüyorlar. Bense senin kollarında büyüyemedim yazık. Bunaldığım anlarda senin enginliğine bakıp hayal kuramadım ama şimdi yanındayım yılların hasretiyle bakıyorum sana. Dostuz değil mi, o halde sebep sen ol içimdeki mahcubiyetin silinmesine, hani üstünden kayıp giden gemilerin o dehşet izleri var ya işte onları sildiğin gibi. Bugün Cumartesi yarın yine buradayım.

KANLI KARANFİL VE GÖÇ
Gözlerimde şafak söker allı pullu akşamlarda, tatlı bir hüznün kırıntıları kirpiklerime yük, bu yük hicret suyuyla yıkandı bir sabah ve bir sabah ezanla başladı göç. Kanlı bir karanfilin yaprakları üstünde. Ölüm de öldürüldü bu kuşluk vakti. Hırpalanan binlerce fikrin birkaçı kaldı elimde imanıma bedel. Belki de bir o kaldı. Yalnız imanım kaldı elimde. Kaygılanmam boşa değil, nasıl umursamam ki. Milyonların mukaddes yükü altında bilmem nefsimin hangi katında çatırdıyor kemiklerim. Hüznün kırıntılarına yenik düştü kirpiklerim. Beşeri sayfaların arasına sıkıştım da ulûhiyete hasret kaldım bir zaman. Ah büyümeseydim diyorum hep çocuk kalsaydım. Ağlasam da arada bir gülerdim.
Ve bir sabah ezanla başladı göç. Bilal'le başladı. Kanlı bir karanfilin yaprakları üstünde.  Biz unutulmuştuk unutmuştu güneş bizi hep karanlık mıydı bu kervanın yolu. Hani o ilk günlerdeki aydınlık. Şafak sökmüştü gözlerimde ama ellerim ısınmıyordu ısınmalıydı çünkü karanfili tutan ellerimdi. Duyuyorum bir fecrin iniltisi kulaklarımda görmeliyim zamanı ıpıssız bir yerde kıskıvrak yakalamalı ve bütün inançları bir noktada toplamalı sonra o fecri görmeliyim. Tut ki bu fecirle bir Ebubekir doğacak bu fecirle bir Ömer doğacak bir Osman bir Ali veya Selahaddin Eyyubi bir Fatih doğacak. Ölmedi analarımız ölüm de öldürüldü bu kuşluk vakti ama analar ölmedi.
Ve bir sabah ezanla başladı göç. Kanlı bir karanfilin yaprakları üstünde.  Emin bir belde bulunana dek sürecek bu yolculuk veya ölene dek. Kadife tabutlar sırtımızda. Ellerimizde hayat çiçeği ne sevdiğimiz belli ne sevmediğimiz. Biz kimiz. Eyvah yetişemedik. Cezir anında geldik suya med zamanı çoktan geçmiş, çoktan geçmiş med zamanı. Bir tufan gerek bize mesafelere kilitli ziyadesiyle yüksek bu dağları görünmez yapacak. Faili edilgen olan bir tufan gerek. Belki kıyamete dek ama bir tufan gerek. Gözyaşlarıyla oluşur aşkla çekilir suyu. Bir tufan ki kıyamete dek. Beklemedeyiz.
Bir sabah ezanla başladı göç. Kanlı bir karanfilin yaprakları üstünde.  Kimler bırakıldı bilir misin geride, nelerden vazgeçildi de çıkıldı yola. Hiç kimse bakmadan sağına ve soluna ve o küçük bebelerin feryatlarına. Baba kabristanlarının gölgesinden bir kartal gibi süzülüp de çıkıldı. Zeyd Bin Harise yoktu. Abdullah Bin Revaha da. Cafer-i Tayyar da. Yoktu lakin sancak dimdik ayaktaydı. Üstümüzdeki ne Güneş ne de Ay'dı. Bizi çevreleyen belki çöpten bir saraydı ama sancak dimdik ayaktaydı.

KÖRPE TUTKULAR
Gerilen benim, saat bilmem kaç. Kendimi bundan kurtarmalıyım. Eşyayı göze sardıran kıskaç, görünmez dehliz, görünmez kıyım. Sürgün nikâhlı bir kısır döngü. Başladığım an bitişi gördüm. Ney sesleriyle var olan süngü, duygu dünyamda nedensiz güdüm. Yazboz tahtası gibi serzeniş. Sürükle savur nolur beni. Ebru güzellik engin ve geniş süreç başlatır yeni mi yeni. Bu süreçteki gizli onura kavruk yürekte nokta koyamam. Yüzü gizleyen ipeksi nura paha biçemez ne han ne hamam. Mumun ışığı körpe tutkular aydınlığımı sergilemekte. Özde bir varlık elinde yular çektikçe döner belli felekte.

KUŞLAR VE ÇOCUKLAR
Sevgiyi önce çocuklar öğrendi bir cami avlusunda. Kuşlar ve çocuklar. Belki büyükler gibi yem vermediler onlara ama masumluklarını sundular, saflıklarını dünyaya gülerek bakan çehrelerini ve sevgiyi aldılar karşılığında, sevmeyi öğrendiler. Kuşlar ve çocuklar. Bir cami avlusunda

O KARANLIK GECELER
Sessizliğin hüküm sürdüğü sokaklar, başıboş bir gölge geçer pencerenin altından.
Sen, hayatın bittiğini zannedersin hâlbuki benim için hayat yeniden başlar
Batan güneşin ardından
Yalnızlığın ne demek olduğunu bilir misin
Dipsiz bir kuyu gibidir fark edemezsin
Hafızanda sorular heceler
Dostundur, sırdaşındır o karanlık geceler
Yağmur sularının biriktiği o tozlu yollarda
O daracık sokaklarda yürümeye başlarsın.
Göz gözü görmez.
Düşünecek bir şey de bulamazsın.
Yalnızca, mazide sorulmuş bilmeceler.
Bilmecenin cevabıdır, o karanlık geceler
Vakit, gece yarısı
Lambalar tek tek sönmeye başlar.
Sönen her lambayla, sen
Yalnızlığa gömülürsün
Hafif esen bir rüzgâr ağaçlarda serçeler
Damarındır, kanındır o karanlık geceler.
Zaman geçsin diyerek sayarsın yıldızları
Bir asır gibi gelir o gecenin sabahı.
Gözlerin boşluklarda
Umutsuzca gezerken sabah olmaz sanırsın.
Ve üstelik yalnızsın.
Bir yere otursan da her an o düşünceler
Bir yere otursan da her an o düşünceler.
Dikenindir, gülündür, o karanlık geceler...
Uykusuzluk örtü gibi sarar bedenini,
Göz kapakların uyuşur.
Korkma alışırsın sabah olmadan.
Şafak sökmüş, güneş doğmak üzere
Hayalinde sümbüller, çiçekler, çiçekçiler,
Ekmeğindir, aşındır, o karanlık geceler.

ÖLÜM DE ÇARMIHA GERİLİR
Gül çarmıha gerilir sevgiliye sunulduğu için, onun ne günahı var, ya da bu bir mükâfat mı çarmıha gerilmek? Hem çarmıhı siz yanlış bilirsiniz asıl gül olur sevgiliye uzatılan. Ama insanlar hep kaçar ondan, şeytandan kaçtığı gibi. Bilir misiniz şeytanın da kaçtığı insanlar vardır. Hem aşırı meleklikten şeytanın da kaçtığı çarmıhlar vardır. Evet, insanlar kaçar çarmıhtan yani gülden.
İsa'nın hiç görmediği, İsa'nın hiç duymadığı çarmıh. İnsanın hep gördüğü, insanın hep duyduğu çarmıh. Gül çarmıha gerilir bülbüllerin ardından. Ne seher kalır ne de dolunay. İştiyaklı ötüşleri bülbüllerin nazlı nazlı salınması güllerin yoktur artık.
Gülistan çarmıhla doludur, onsuz hiçbir an yoktur, hiçbir gün. Gece olunca gündüz çarmıhtadır, gündüz olunca gece. Yaşam olunca ölüm. Çarmıh bir ölümdür ama ölüm de çarmıha gerilir bir gün.

YALNIZCA GÖZLER
Yalnızca gözler göz değildir.
Zannetme ki gözler farklı dilde konuşur.
En güzel duyguları onlarla sun istersen.
İstersen nefretini boşalt bütün dünyaya ama konuşma sus.
İki oluktan aynı su akmaz ya dil ya göz.
Suskunsan susturulmuşsan ve gözlerin bağlanmışsa kalbinden bir köprü kur gönüllere.
Yalanların kirletemediği mecraya o tertemiz sılaya kalbini boşalt.
Sen yine sus gönlündeki sultan konuşsun sesin ve sözün sultanı.
Yazı ve güzün sultanı yerin ve göğün sultanı.
Ellerinle konuştun mu hiç okşadın mı bir yetimin başını.
Merhametin anlatılışıdır bu başka hangi dil anlatır onu bu kadar net bu kadar güzel.
Yaşlı bir anneye yardım için uzandı mı ellerin.
Düşen birini tutup da kaldırdın mı?
Bayramlaştın mı ellerinle su verdin mi susamışa.
Kendine sor kendini dene, ya ellerinle konuşmuş ya da konuşmamışsındır.
Ufku parçalayan yine o gözlerdi, güneşi söndüren yine o gözler.
Yazı kışa kışı yaza çeviren, artık kutuplarda değil sadece kutuplarda değil soğuk.
En sıcak insanlarda buz gibi kalpler, buz gibi insanlarda sımsıcak duygular var.
İnsan neden yalancıdır, neden bir karanlık bir aydınlık yüzü var Ay gibi.
Hep de karanlıkta kalan karanlık yüzüdür.
Farklı dil kullanmaz gözler, hangi ırktan hangi dilden hangi dinden olursan ol.
Yeter ki bil gözlerle anlatılanı, gözlerle anlatmayı.
Anlatamazsan sabır dosttur, anlayamazsan yine aynı dost ama konuşma sus ve dinle

ZİHNİN ŞAH DAMARI
Düşünsel gerilim ki sonsuz acı hayatın boynunda yağlı bir urgan.
İçerde bir dünya dışa yabancı soğuk darağacı soğuk kabristan
Baharda zemini okşayan yağmur bir çocuk edası samimi bir el
Güneşten denize uzanan şu nur gökteki yıldızdan daha da güzel
Sonbahar yapraklı sevimli kıyas anlamdan çelişki çıkaran bir güç
Huri bakışların altında bin yas dünyayı üstünde taşıyan hörgüç
Yürekleri yakan delice bir kor sadakat sahnesi rol sadeliği
Yokluğa açılan zarif koridor âlemin geçtiği iğne deliği
Özenti sudaki kristallere özenti zerreyi çepeçevre saran
Şafakta uzanan nurlu ellere bir hasret uzansa kıyama duran
Liyakatsiz hale düşmemek için bakire hevesler zorluyor bizi
Aynadan gerçeğe öfkeli bir kin asabiyet yüklü gözbebekleri
Alt üst olmuş dünya hınç noktasında insanlık gecede gündüzü arar
Asude feryatlar kafatasında sevda makinesi geriye sarar
Nelere talibiz ebed varlıkta zamanı ruhlarda sorgulayan kim
Mahkûm eden ne cismi boşlukta nerede bin mevsim yaşanan iklim
Kim kurtarır bizi son badireden kaybolan utkuya kim yönlendirir
Asalak tavırlı bu hengâmeden hangi dua tutup çıkarıverir
Söyle hangi dua bir inkılaptır kutlu yarınlara geçiş anında
Sahteyi aslından ayıran sınır mukadder sebeple aklın yanında
Ulûhiyet varken kalksın artık gam tertemiz ağızdan çıksın nefesler
Tek sadayla titrer şu Arş-ı Âzam Allah bir Allah bir topyekûn sesler
Neden niçin nasıl bir sürü soru bu gidişle her yol hüzne sapacak
Ey Rahman sen bizi şüpheden koru zihnin şahdamarı koptu kopacak