Dursun Ali Erzincanlı - Gül ve Kül 2018 Nette İlk
Welcome to Ilahi-Ezgi - Manevi Dünyanız. Please login or sign up.

Üye
  • Toplam Üye: 4,551
  • Son üye: otty
İstatistikler
  • Toplam İleti: 120,567
  • Toplam Konu: 14,493
  • Bugün Online: 237
  • En Çok Online: 2,613 (21 Ocak 2020, 20:27:20)
Çevrimiçi Üyeler

En Son Konular

Dursun Ali Erzincanlı - Gül ve Kül 2018 Nette İlk

Başlatan mmmutlu93, 10 Mayıs 2018, 20:35:35

« önceki - sonraki »

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

mmmutlu93

Dursun Ali Erzincanlı - Gül ve Kül 2018
7 / 00:00:40:30 / 39,61 MB



Dursun Ali Erzincanlı - Gül ve Kül 2018 (7 / 40:30)
---------------------------------------------------------------------------
Dursun Ali Erzincanlı - 01 Adımın Ne Önemi Var  (07:22)
Dursun Ali Erzincanlı - 02 Ben Kudüs'üm  (05:31)
Dursun Ali Erzincanlı - 03 Hilful Fudul ... Eksik Bulununca Eklenecek
Dursun Ali Erzincanlı - 04 Abras, Kel ve Kör  (06:42)
Dursun Ali Erzincanlı - 05 Seyyidim  (05:28)
Dursun Ali Erzincanlı - 06 Nebevi Tebessüm  (04:50)
Dursun Ali Erzincanlı - 07 Duvak  (06:30)
Dursun Ali Erzincanlı - 08 Gül ve Kül  (04:07)

Bu iletinin içeriğini görüntülemek için aşağıdakilere ihtiyacınız var:
  • İçeriği görebilmek için bu iletiye teşekkür etmelisiniz.


3 Numaralı eser bulununca eklenecektir.

Gizli linklerin nasıl açılacağını öğrenmek için tıklayınız...



serdar7


halilim

  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

hak aşığı

  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

mehmet ali

  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

menomenli

  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

cennet vadisi

ALLAH Razi Olsun Paylasim Için Tesekkür Ederim
  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

hasanyöndem



Sessizlik; söyleyecek sözü olmayanın değil, boş lafta gözü olmayanın işidir
http://merhametfm.blogspot.com.tr/
  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

kardelen01

#8
ALLAH (C.C) Razı Olsun kardeşim.
Paylaşım İçin Teşekkürler
Ellerinize ve  Emeklerinize Sağlık
  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

yunus emre54

  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

sefer türkmen

Bir Menzil Var Varılacak
  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

Cancazım

ALLAH (cc) Razı Olsun. Güzel albümler için, Emekleriniz için, Sizlere sonsuz teşekkürler.
GÜLLERE VURGUNUM, GÜLLERE SEVDALI.
  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka

Z.Abidin

http://www.davetradyo.com.tr
        Dinlerken Dinlenin...
  •  
    Bu iletiye teşekkür edenler: adilbaka



menomenli

  •  

erkandyk23

  •  

islamturk

Allah'tan sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.
                                                                     Bakara Süresi 45. Ayet
  •  

Asikovboy

  •  

mehmet55

  •  

emrekrs

Allah razı olsun emeqinize saqlık teşekkürler
كُنْ فَيَكُونُ
  •  

erten86

Allah (C.c.) Tüm Müslümanlardan Razı Olsun İnşaallah...
  •  

ygtmhmt

ما شاء الله
Allah cc İslam'a yüreğiyle, canıyla hizmet eden tüm kardeşlerimden razı olsun. Dursun ağabey gene   gönle dokunmuş. Allah Rasûlü'nün sevgisi ve örnekliğini hatırlatmış kendisine teşekkür ediyorum...
  •  

sbayrak27

  •  

MEKKE FM

Emeği Geçenlerden Allah Razı ve Memnun Olsun...
☾☆ Mekke'ye Hasret Gönüller İçin, MEKKE FM ☆☽

           MEKKE FM AİLESİ

owner  :  http://mekkefm.com/

owner  :  http://cansuyufm.com/

owner  :  http://radyoislam.net/

Dinleme Linkimiz: http://radyodinle.cansuyufm.com:17175/

mail     :  mekkefm@msn.com
Merkez :  Sakarya
  •  

andrewmemut

ALLAH Razı Olsun Ellerinize ve  Emeklerinize Sağlık çok Teşekkür ederim
  •  

hakansen967

GÜL VE KÜL
Bazen bir sabah olur ellerim ıtır kokar. Adını fısıldayıp uyandırır bir melek. Sonra bir el uzanır gönül hanemi yakar. Alevler sönmez olur ruhum tutuşana dek.
Bazen de öğlen olur güneş tepemizde tam serinlik üfler durur yüreğime gözlerin. Sonra döner gidersin hayalini tutamam. Güneş olur kavurur bıraktığın izlerin.
Bazen ikindi olur eşya kaybolur gider. Sanki sen ve ben varız şu koskoca dünyada. Sonra birden çoğalır hasret korku ve keder. Gitmiş olursun da sen kokun kalır odada.
Bazen bir an olur da ışıklar bakar sana Mecnun kendinden geçer Leyla'ya bile gül der. Hani bir dua olur lütfeder Mevlam bana. Sana gül diyen diller belki bana da kül der.
Bazen de akşam olur sokaklarda ikimiz herkes çeker hayattan elini eteğini. Sonra sarılır bana Tih çölü kadar deniz. Sahiller uzaklaşır göremem artık seni.
Bazen yatsı vaktidir sessizlik yağar gökten. Bir benim yüzüm güler gül yüzünü saklarım. Sonra perdeler iner aramıza ipekten yokluğun tamamdır da mum yarım ışık yarım.
Bazen bir gece olur yıldız dolar gökyüzü. Ay Güneşi aratmaz. Ay tıpkı yüzün olur. Sonra karanlık çöker gece söyler son sözü, şimdi uzaklarda der kar yağar hüzün olur.
Bazen bir an olur da kavuşmak için sana hasta kuşlar uçar da yanı başında inler. Hani bir dua olur lütfeder Mevlam bana. Sana gül diyen diller belki bana da kül der.
Bazen bir an olur da ışıklar bakar sana Mecnun kendinden geçer Leyla'ya bile gül der. Hani bir dua olur lütfeder Mevlam bana. Sana gül diyen diller belki bana da kül der.

SEYYİDİM
Seni hüzünle taşıdı annen
Annen seni hüzünle tanıştırdı
Tanıştırdı sonra Allah anneni o gül yüzünle
O gül yüzünle güldü omzunda karanlığını taşıyanlar cahiliyede
Cahiliyenin mazlumları seninle güldü Efendim
Efendim, Seyyidim, Sultanım...
Sultanım!
Buyurduğun gibi belaların en büyüğü peygamberleri bulur
Bulur en büyüğü onların içinden seni
Seni tepesinde kar olan en ulu dağların en ulusu bildik
Bildik ki en ulu dağın tepesinde kar eksik olmazmış
Olmazmış ızdırab çekmeyenin irfan sofrasından nasibi
Nasibi olanında derecesi farklı farklı mesela
Mesela halime annen
Sana süt anne olmakmış nasibi Halime'nin.
Halime'nin yurdunun yuvasının nasibi varmış rahmetinden.
Rahmetinden öyle bir pay kaptı ki Halime anne
Halime anne diyecek kıyamete kadar müminler
Müminler zira Sana dost olana dost, düşman olana düşmandır.
Düşmandır çünkü Allah'a düşman olan sana.
Sana hayranlık Allah'ın huzurunda kulluğu en iyi bilişimdendir Efendim.
Efendim, Seyyidim, Sultanım!
Sultanım!
Senden öğrendik ki insanlığa sahip çıkmak sahipsizliği tadana yakışırmış.
Yakışırmış insandan ümit kesip Allah'a bağlanana.
Allaha bağlanana kim keder verebilir, kim düşürebilir onu ümitsizliğe.
Ümitsizliğe yelken açmak Allah'ı unutanların,
Allah'ın da kendisini unutturduklarının nasipsizlik denizinde olur.
Olur onlarda nasipsizlik ama müminde Allah'a güven olur.
Olur eğer diyen Allah ise.
Allah ise diyen üzülme
Üzülme ki Allah'ın dediği olur sadece
Sadece senin çektiklerini bilsek hafiflerdi acılar.
Acılar ki mesela sen hiçbir zaman baba diyemedin
Diyemedin 6 yaşından sonra anne
Annede babada Abdülmuttalip oldu sana
Sana gözü gibi bakacağına söz verdi babasına Ebu talip
Ebu talip ve Fatıma binti Esed' in evi nurla dolduysa senin gülüşündendir Efendim.
Efendim, Seyyidim,Sultanım!
Sultanım! 7 evladının 6'sını kendi ellerinle defnettin
Defnettin her birini hüzün ve yürek sızısıyla
Yürek sızısıyla en son İbrahim'i defnederken seslenmiştin
Seslenmiştin: Ey İbrahim! bize öyle bir acı yükledin ki paramparça olurdu yüklenseydi Uhud'a
Uhud!a amcan Hamza'yı ve şerefli arkadaşlarını yine aynı acıyla bıraktın.
Bıraktın aynı zamanda bize büyük bir hüzün. Hüzün ve Sabır.
Sabır senin yürüdüğün yoldan ayrılmamaya,
ayrılmamaya o yoldaki engeller karşısında ahlakından senin
Senin yanında ve huzurundaymış gibi Allah'ın
Allah'ın ihsanıyla son nefeste şu sözü söylemeyi diliyoruz Allah'tan:
Allahtan başka ilah yoktur.
Yoktur ve Muhammed onun kulu ve Rasulüdür.

BEN KUDÜS'ÜM
Ey Rabbim!
"Peygamberle başbaşa
konuşacağınız zaman,
Bu konuşmanızdan önce bir
sadaka verin." Buyuruyorsun
Benim tasadduk edecek hiçbir şeyim yok,
Gölgemde beni savunurken canlarını
veren çocuklardan başka.
Kabul buyur Allah'ım
Beni duyur Allah'ım!
Sübhân olan Allah'ım!
Ya Rasûlallah!
Ben Kudüsüm!
Allah'ın dokunulmaz kıldığı
üç hareminden biri.
Yeryüzünün süslerinden bir süsüm,
Kalbinde Mescid-i Aksâ'yı taşıyan.
Sokaklarında Peygamberlerin yürüdüğü,
Güldüğü, ama hep öldürüldüğü şehir!
Bu yüzden uzundur yasım!
İniltilerini duyduğun, derdini
dinlediğin o kütük misali,
Beni de duy, beni de dinle!
Bugün hem garip, hem de mahpusum.
Ebvâ'dan döndüğün günkü gibi öksüz.
Taif'te taşlandığın günkü gibi sahipsiz,
Ebu talip mahallesindeki gibi yalnız,
Tepeden tırnağa pusum!
Ben Kudüsüm!
Mekke-i Mükerreme'nin kardeşi.
O, zemzemle ummân, bense
kan dolu bir tasım!
O, şehirlerin anası, bense
şehirlerin mazlûmuyum!
O, sevinç gözyaşlarından deniz,
Ben, acılardan bir nehirim.
O, ayaklar altında kalmasın diye,
Bir İsrâ gecesiyle
şeref verdiğin fakîrim!
Başım üstüne dedim,
Başımla beraber dedim!
Sen göklere yükselirken ,
Başını ayaklarının altına koyan şehirim.
Her şehir senden bir teberrük aldı,
Bana da hüznün kaldı o gece.
Yüzünde Ebutalib'in,
hatice'nin hüznü vardı.
Yüzünde!
Her hüznü unutturacak
yüzünde hüznü gördüm
Sen hüzün peygamberi, ben
de hüznün şehri oldum.
Gündüzlerim ölüm koktu, gecelerim sen!
Zeyneb'i, Ümmü Gülsüm'ü,
Rukiyye'yi toprağa verdiğin gibi,
Kaç kız çocuğunu bağrıma
bastım bir bilsen!
Bildirsin azîm olan Allah!
Kerîm olan Allah!
Sübhân olan Allah!
Ben Kudüsüm kubbelerinde
feryatlar yankılanan!
Ağıtları saklayıp seher vaktine.
Onlardan irili ufaklı kefenler ördüm!
Ve ben iki Fatih gördüm İlki Ömer'di!
Yürüyerek girdi kapımdan,
Hem şehrime, hem kalbime girdi!
Yine sen koktu sabahlarım, akşamlarım!
Uzun sürmedi rüyalarım.
Sevincim yarım kaldı, düşlerim yarım!
Yine gelir diye beklerken Ömer'i,
İkinci Fatihi gördüm kapımda.
Adı Selâhaddin-i Eyyûbiydi!
O nasıl bir oğuldu öyle!
Adalet ve merhamet, insan suretindeydi.
Ve bir muhafız gördüm,
Eba Eyyûbel Ensârî'nin şehrinden,
Uzatıp elini, etten duvar ördü çevreme,
Çelikten kalkan!
Cennet Mekân Abdülhamid Hân!
Ya Rasûlallah!
Ben Kudüsüm
Gözü Mekke'de,
Kulağı Medine'de olan şehir!
Mescid-i Kıbleteyn'de
yüzünü Kâbe'ye dönüp,
Uhud gibi sırtını yasladığın şehir!
Ümmetinin yüzü de Kâbe'ye dönük
Ama bana sırt çevireceklerini
hiç düşünmemiştim.
Meryemin susup, kundaktaki
İsanın konuştuğunu gördüm,
Ama Meryemlerin öldürülüp, kundakların
ateşe verileceğini hiç ummamıştım.
Bir avuç Filistinli kaldı yanımda!
Bedir'de dua ettiğin
gibi, onlara da dua et!
De ki Allah'a:
Bu bir avuç insanı helak edersen,
Mescid-i Aksâ'da sana
ibadet edecek kimse kalmaz!
Duanı kabul buyursun Allah,
Subhân olan Allah!
Allah, kalbime Mescid-i Aksâ dedi ama,
O adı koruyan olmadı.
Ağlayanım yok, Mekke'den,
Medine'den başka!
Bir umûdum var ki,
Seni âlemlere rahmet gönderen Allah var!
Dâvudun sapan taşıyla Câludu
yere seren Allah var.
Hz.Yakup a, Yûsufun kokusunu
taşıyan Allah var!
Bana bunadı demelerinden korkmasam,
Sanki İstanbul'dan Ömer'in,
Selahaddin'in, Abdülhamîd'in
kokusunu alıyorum!
Sanki bana doğru payitahtan
arslan seli akacak!
Kıpkızıl bir şafakta, göğüme bir
hilâl, bir de yıldız takacak!
Ya Rasulallah!
Huzurunda sesimi yükselttiğim
için Affetsin beni Allah!
Ben Kudüsüm!
Sen başımın tacısın .
Ama bugün ümmetine küsüm!

NEBEVİ TEBESSÜM
Hüzünlenmemize sebep olan hüzün Peygamberinin gülümsememize sebep olmaması düşünülemez. İşte Nebevi tebessüm anlarından biri=
Hazreti Ebubekir hane-i saadete girer girer ama hiç istemediği bir tablo ile karşılaşır. Âişe annemiz Resulullahla konuşurken sesini, yükseltmiştir. Hazreti Peygamber Ebubekir'in geldiğini görünce işte baban geldi o hakem olsun kim haklı kim haksız o söylesin buyurur. Âişe annemiz tamam der ilk önce Sen anlat ama olanları doğru anlat der. Bunu duyan Hazreti Ebubekir'in yüzü öfkeden kıpkırmızı olur ve kızına yaklaşarak hem Resulullaha sesini yükseltiyor hem de O'na doğru söyle mi diyorsun, sen O'nun yalan söylediğini ne zaman duydun diyerek Hazreti Âişe'ye vurmak ister. Peygamber Efendimiz Ebubekir'in elini havada yakalar ve Ebubekir biz sana hakem ol dedik, eşimizi döv demedik buyurur. Ebubekir de kızına olan öfkesiyle odadan çıkar. Resulullah Âişe annemize döner ve gülerek şöyle buyurur, gördün mü seni babandan nasıl kurtardım. Ben olmasaydın tokadı yemiştin.
Birkaç gün sonra Hazreti Ebubekir yine hane-i saadete gelir ama bu kez Efendimizle Âişe annemizi şakalaşırken latife yaparlarken görür ve şöyle der. Savaşınıza beni nasıl ortak ettiyseniz barışınıza da ortak edin. Efendimiz de şöyle buyurur olur dediğini yaptık gel.
Bir başka anı=Adamın biri Resulullaha gelip şöyle dedi. Ya Resulallah bineğim yok bana bir binek tedarik edebilir misiniz? Peygamber Efendimiz ona şu karşılığı verdi. Olur, seni dişi bir devenin yavrusuna bindirelim. Adam şaşırdı ve Ya Resulallah ben dişi deve yavrusunu ne yapayım dedi. Efendimiz de gülerek şöyle buyurdu. Develeri dişi develerden başkası mı doğurur, her deve bir dişi devenin yavrusudur.
Yeni bir an daha=Zahir isminde bir sahabe Efendimiz vardı. Medine'nin dışında oturur, Peygamber Efendimizi ziyarete gelirken hediyelerle gelir, ayrılırken de Efendimiz onun ihtiyaçlarını karşılar öyle gönderir. O gittikten sonra yanındakilere şöyle buyurdu. Zahir bizim köylümüz biz de onun şehirlisiyiz. Efendimiz Zahir'i çok severdi. Bir gün Hazreti Zahir pazarda eşya satarken arkasından biri onu kucakladı ve havaya kaldırdı. Zahir kim olduğunu bilmediği için sen kimsin bırak beni diye bağırdı başını çevirince kendisini kucaklayanın Resulullah olduğunu gördü başını Resulullahın göğsüne yasladı. Hazreti Peygamber pazardakilere seslendi=Bu benim kölemdir kim köle satın almak ister? Hazreti Zahir dedi ki Ya Resulallah eğer beni köle diye satarsan Vallahi benim için kimse beş para vermez. Hz. Peygamber Zahir'i yere bıraktı ve şöyle buyurdu=Hayır aksine sen Allahın nezdinde değerli ve kıymetlisin ve son anı=
Peygamber Efendimizin Enceşe adında bir deve sürücüsü vardı. Annelerimizin bindiği develeri güderdi. Bir gün bir sefer halindeyken Enceşe develeri hızlı sürmeye başlamıştı ki Efendimiz=Ey Enceşe yavaş ol merhametli ol yoksa mücevherleri kıracaksın diyerek annelerimizi birer mücevhere benzetmişti.

DUVAK
Birazdan bir fırtına kopar, duvağın salınır ve uyanır dünya. İstersen adımı söyleme gülüm. Ses beklersin de sesim sana ulaşmaz. Adım kalbine hüzün verir bundan sonra. Oysa kalbin zarif kalbin merhamet kalbin naz. Kalbinde bir kabir, sana her bakışımda biraz daha kazılan. Kalbinde bir kabir taşına adım yazılan. Ama yine de bana bir şey de. Mesela askerim de bana. Hani şu an nöbetteyim ya. Duvağını zeytin dalına asmışım. Sen yıldız olmuşsun ben hilal. Ya da şehidim de evet şehidim de. Bunu duymak çok güzel.
Birazdan kopar fırtına. İstersen bir soru sor bana mesela çiçekleri sor. Hani gülden gelincikten başka çiçek bilmezdim sana sorardım bunun adı ne diye. Çiçek bahçesinde açtım gözümü. Her yer rengârenk ama en çok kırmızı ve beyaz. Papatyalar var mesela bir bebeğin gülümsemesi gibi gülümsüyor ve bebek gibi süt kokuyorlar. Nergisler salınınca Kulağıma senin sesin geliyor. Melisa çiçekleri nişanlılığımızı hatırlatıyor. Ne zaman baksam onlara bakışlarını hızla çevirip başka tarafa bakıyorlar. Bir de sarmaşık güller var kıpkırmızı. Başımı öne eğsem bana sarılıyorlar. Kardelen çiçeği niçin böyle yaptıklarını anlattı bana. Üstümdeki kanı görmeyeyim diye bana sarılıyorlarmış. Ben de bilmiyormuş gibi yapıyorum.
Birazdan kopar fırtına. İstersen bir soru sor bana, de ki üşüdün mü, nasıl oldu biliyor musun, sanki bir odanın penceresinden kar yağışını seyrediyorum, dışarıda soğuk ve sis, içeride sıcak ve huzur. Sonra bir ağırlık çöküyor üstüme uykuya dalıyorum. Sonra sanki seni gelin almaya geliyoruz. Sizin ev bulutların üstündeymiş, ben en önde uçuyorum. Bir konvoy var ki arkamda inanamazsın, uçarak size geliyoruz. Bulutlara giriyorum, hiçbir şey görünmüyor. Her yer bembeyaz ve sen sen bulutlardan bir gelinlik giymişsin. Eteklerin gökyüzünü kaplamış yüzünde kırmızı duvak ve yavaşça açılıyor duvak yüzünü görüyorum kalbimin sesini duyuyorum yüzünde yüzlerce güneş görüyorum kalp atışlarım hızlanıyor. İçimi bir sevinç kaplıyor bir mutluluk. Ardından gülümsüyorsun bana. O an gözlerini görüyorum. O an kalbim duruyor. Gözlerin renk renk çiçek renk renk koku gözlerinden görüyorum kalbini. Gözlerinden giriyorum kalbine. Kalbin bir çiçek bahçesi. İçinde sadece ben varım.
Birazdan kopar fırtına. İstersen bir soru sor bana. De ki bir isteğin var mı, isteğim şu ki gülüm üzülme bilin ki evet önce ihanetten dolayı bir süre sendeledik ama o gece içimizden ayetlere erdik. Bir ay gece nöbetiyle bilmeden bir göreve hazırlandık. Fırat'a kalkan olduk gücümüzü denedik. Afrin'e yürüdük arslanlarla beraber. Burseya dağında zulmeti gölgeledik. Omuzlarımızda taşıdık aydınlığı. Belki yandık ama mazlumlara güneşi müjdeledik. Üzülmeyin bu güneş bir asır batmayacak. Fe inne meal usri yüsra ayetini belledik. Düşman zulümle arzularken biz sabah akşam Allahtan hem zaferi hem şehadeti diledik. Bize şehadet onlara hüsran size zafer ve selam verildi. Selamımızı alın Afrin şehitlerinin selamı var size. Selam rahmet ve esenlik üzerinize olsun. Milletimiz var olsun. Vatanımız sağ olsun. İstersen adımı söyleme gülüm. Ses beklersin de sesim sana ulaşmaz. Adım kalbine hüzün verir bundan sonra. Duvağını zeytin dalına astım. Sen yıldız oldun ben hilal. Birazdan el Fatiha der biri. Birazdan kopar fırtına. Duvağın salınır ve uyanır dünya.

ADIMIN NE ÖNEMİ VAR
Allaha iman etmişim. Meleklere, kitaplara, beni Allaha çağırana ve O'nun Peygamber kardeşlerine iman etmişim. Kadere hesap gününe inanmış mü'min olmuşum. Nebinin getirdiği her hükme boyun eğmiş teslim olmuşum. İmanım uğrunda feda olmuş canım. Helal olmuş kanım. Adımın ne önemi var.
Ben Müslümanlardanım. O Müslümanlar ki toplanın dedi Peygamber ve önce Mahzumlu Erkam'ın evinde toplandılar. Sayıları azdı ve zayıftılar. Baskı işkence haddi aşınca bu kez Ebu Talib mahallesinde toplandılar. Zorlanmışlardı oraya. Zorda kalmışlardı. Elbette ki Allah yardı, bir çıkış yolu lütfedecekti Hakk.
Ben Müslümanlardanım. Onlar ki Akabe'de toplandılar. Akabe'de altı kişiyi kardeş kıldılar. Bir yıl sonra on iki, bir yıl sonra yetmiş beş yiğit ki yiğitliği Mus'ab'dan öğrendiler. Buyur bize gel ya Resulallah. Beldemizi şereflendir dediler. O da münevver etti Medine'yi. Hicret etti Medine'yi Münevvere'ye. Nur yağdı Veda tepesinden her eve her aileye.
Ben Müslümanlardanım. Onlar ki toplanın deyince Resul Bedir'de toplandılar. Ama tekbirleri yeri göğü inleten üç yüz on dört aslandılar. Uhud ve Hendek'te yedi yüz kişiydiler. Mute savaşında yün bine karşı üç bindirler. Hudeybiye'de toplanıp söz verdiler. Ölüm üzere. Mekke'ye yürürken on iki bin Müslüman sanki o an ölümün kardeşiydiler. Huneyn'de on dört bin. Tebuk'te otuz bin olmuşlardı. Ve toplanın dedi Resul. Toplandı ashabı. Sayıları yüz yirmi bin idi. Bu kez Veda Hutbesiydi sebep. Son kez nurun çevresinde toplandılar. Bilmiyorum ki, bir daha sizinle burada bir araya gelebilecek miyim buyurdu ve gitti Medine'yi Münevvere'ye. Namaz için toplandı Müslümanlar. Ama nazlı Nebi mescide gelemedi. Hastaydı. Belki gelir diye Âişe annemizin mescide açılan kapısındaki perdeye bakıyorlardı. O perde bir kez açıldı ama onlar göremediler. Onsuz gözü yaşlı namaz kılıyorlardı. Resulullah onları tebessüm ve şefkatle seyretti ve perde kapandı. Bir daha açılmadı o perde. Gitti bu kez yüce dosta Refik-ı Âlâ'ya gitti. Evet gitti, ardında gözleri yaş içinde yürekleri ateş içinde bırakarak gitti. Bilal sustu, Ömer çöktü. Medine zifiri karanlığa gömüldü. Bilal sustu ama ezan susamazdı, çünkü toplanın diye emreden Allah'tı. İnsan fani ama Allah Baki idi. Resul bir araya gelmeyi öğretmişti onlara. Bir olmayı öğretmişti. Allah için yekvücut olmayı öğretmişti Nebi ve onlar da önce Ebubekir'in etrafında toplandılar. Ömer'in Osman'ın ve Ali'nin etrafında elleri kanda olsa yine de toplandılar. Gidenler Peygambere komşu kalanlar talihine yandılar. Elden ele dolaştı İslamın ulu sancağı. O Müslümanlar ki Kudüs'te toplandılar. Önlerinde Selahaddin-i Eyyubi vardı. 1071 de Anadolu'ya aktılar. Önlerinde Sultan Alparslan. Onlar Ertuğrul'un Alpleri Osman Gazi'nin yiğitleri, Fatih Sultan Mehmed'in leventleri oldular. Tih çölünü yavuz Selim'le geçtiler. Sultan Süleyman'la arzı titrettiler. Cennetmekân Abdulhamid Han'ın babasız evlatları oldular. Çanakkale'de yedi düvele dar ettiler dünyayı dar. Onlar gittikleri yerlere adaleti huzuru barışı taşıdılar.
Adımın ne önemi var. Ben Müslümanlardanım. Onlar ki şimdi bir yanları yarım. Filistin mi desem Doğu Türkistan mı, Suriye mi desem Arakan mı, sadece Müslüman diyeyim. Gözü yaşlı coğrafyaların çocukları. Her biri bir Bünyamin olmuş, gözyaşı döküyorlar Yusuf'a. Mazlumun gözyaşı da yere akar ama bilemediler ahının göklere çarptığını, bilemediler Yusuf'un kuyudan çıktığını. Oysa İslamın çocukları sıcak bir ayın ortasında Yusuf'un kuyuyu dağıtıp çıktığını görmüşlerdi. 
Adımın ne önemi var. Ben Müslümanlardanım. Onlar ki yine toplanacaklar bir gün. O güne Melheme-i Kübra diyecekler. Dokuz yüz altmış bin düşman olacak karşılarında. Kimi şehit olacak Bedir ve Uhud'daki gibi. Kimi dönecek gerisin geri Hendek'te dönenler gibi. Kalanlar tadacak zaferi. Zafer Allah'tandır diyecekler. Zafer Allah'ındır.

ABRAŞ, KEL VE KÖR
O konuşuyor. Salat ve selam üzerine olsun. Konuşanların en güzeli. Konuşulanların en şereflisi. Konuştuğu gibi yaşayan yaşadığı gibi konuşan. Müttakilerin imamı, mü'minlerin rehberi. Kendisine kitabın ve hikmetin verildiği son Peygamber. Yine hikmet dökülüyor mübarek dudaklarından sahabenin kalbine. Sanki günün ilk saatlerinde bir çiçek bahçesine vuran güneşin ilk ışıkları. Sanki her harf bir koku taşıyor çiçeklere. Buram buram rahmet yayılıyor gönüllere.
İsrailoğullarından bahsediyor. Üç kişi vardı buyuruyor. Üç kişi. Abraş, kel ve kör. Allah bunları imtihan etmek istedi de onlara bir melek gönderdi. Melek abraşa geldi en çok neyi istersin dedi. O da güzel ten ve güzel renkli olmayı isterim dedi. Çünkü insanlar beni çirkin görüyor benden iğreniyorlar dedi. Melek bu cilt hastasının vücudunu eliyle sıvazladı, hastadan bu çirkinlik gitti de ona güzel bir renk ve güzel bir ten verildi. Bundan sonra melek ona en çok hangi malı seversin diye sordu. Hastalıktan kurtulan kişi deveyi severim dedi. Bunun üzerine bu kişiye on aylık gebe bir deve verildi. Melek adama bu deve sana mübarek olsun diye dua etti. Melek adamın yanından ayrılıp kel olan adamın yanına vardı. Adama en çok neyi istersin diye sordu. O da şu kelliğin benden gitmesini isterim. Herkes benden iğreniyor dedi. Melek de adamın başını sıvadı ve adama güzel bir saç verildi. Sonra melek en çok hangi malı seversin diye sordu. Adam da sığırı severim diye cevap verdi. Allahu Teâlâ da ona gebe bir sığır verdi. Melek de adama dua etti. Allahu Teâlâ bu sığırı sana mübarek kılsın dedi.
Melek arzu ettiği şeylere kavuşan adamı bırakıp âmânın yanına vardı. Ona da en çok neyi istersin diye sordu âmâ Allahu Teâlâ gözlerimi bana geri versin de insanları göreyim dedi. Melek âmânın göz kapaklarını sıvadı ve âmâ görmeye başladı. Melek görmeye başlayan adama aynı soruyu sordu. Hangi malı daha çok seversin dedi. O da koyunu çok severim dedi ve Allahu Teâlâ da ona kuzulu bir koyun verdi.
Günler günleri kovaladı aylar ayları. Hayvanlar yavruladı çoğaldı. Adamların birer vadi dolusu hayvanları oldu. Günün birinde melek bu üç kişiyle ilk görüştüğü suretiyle tekrar görüştü. Önce cilt hastalığından kurtulan adamın yanına geldi ve şöyle dedi=Ben fakir garip ve yabancı biriyim, günlerdir yollardayım. Memleketime ulaşma imkânım kalmadı. Bana Allahu Teâlâ'nın inayetiyle sen yardım edebilirsin. Sana güzel bir renk güzel bir ten ve birçok mal veren Allahu Teâlâ'nın rızası için bir deve isterim ki onunla yolculuğumu tamamlayıp vatanıma ulaşayım. Bu istek üzerine eski cilt hastası olan adam meleğe=iyi de o kadar çok fakir var ki her isteyene ben deve nasıl vereyim dedi. Melek adama=Öyle zannediyorum ki ben seni tanıyorum sen insanların iğrendiği şu cilt hastası değil misin, sen fakirdin bu malı sana Allah vermişti dedi. Adam da meleğe=Hayır yemin ederim ki bu mal bana atalarımdan dedelerimden mirastır dedi. Melek de ona=Eğer yalan söylüyorsan Allah seni eski haline döndürsün dedi ve adamın yanından ayrılarak ikinci şahsın kel adamın yanına vardı. Cilt hastalığından iyileşene dediklerini ona da söyledi. Kel adam da tıpkı abraş gibi cevap verdi. Melek de ona=Eğer sen bu iddianda yalancıysan Allahu Teâlâ seni eski haline çevirsin dedi. Melek onun yanından da ayrılıp gözlerini sıvayıp görmesini sıvadığı adamın yanına geldi. Fakir yolda kalmış biri olduğunu söyledi ve gözlerini sana geri veren Allahu Teâlâ rızası için senden bir koyun talep ediyorum dedi. Adam da meleğe=Hakikaten de ben kördüm, Allah gözlerimin nurunu bana geri verdi, fakirdim Allah beni zengin kıldı. İşte koyunlarım istediğin kadar al. Allaha yemin ediyorum ki bugün Allah rızası için benden alacağın koyunların miktarını sınırlandırmıyorum, istediğin kadar al dedi. Adamın bu sözleri üzerine melek şöyle dedi=Malını muhafaza et, sana mübarek olsun. Allahu Teâlâ senle beraber iki kişiyi daha imtihan etti ve senden razı oldu. Diğer ikisi de Allahu Teâlâ'nın gazabına uğradı.

43Kütahya

Allah razı olsun. Ellerinize ve emeğinize sağlık. Teşekkürler ederim.
  •