(http://a6.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/188781_10150116355899101_587329100_6249870_5582872_n.jpg)
Evlilik, İnsanı Allah'a Yaklaştırmalı
Delikanlı okulunu bitirip ve işini kurmuştur. Sıra evlenip çoluk çocuğa karışmaya gelir. Bunun için de düşünür ve sorar:
"Acaba kiminle ve nasıl biriyle evlensem?" Akıl verense çok olur: "Evleneceğin kişi şöyle şöyle olsun..." Anne ille güzel bir gelin ister.
Genç kız evlenme yaşı gelmiştir. O da "Acaba evleneceğim kişide nasıl bir özellik arasam?
Dinî, diyaneti önemli olmalı mı?" diye düşünmektedir.
Kızın annesi de kızının bir zenginle evlenip rahat etmesini düşler...
Genç kız da delikanlı da şaşkındır. Çünkü eş, insanı saadetin beşiğine götürdüğü gibi felaketin eşiğine de sürükleyebilir.
Kur'an'da eşler tarif edilirken "Onlar sizin için günahtan koruyan bir elbise, siz de onlar için bir elbise hükmündesiniz" (Bakara Suresi, 2:187.) buyruluyor.
Özellikle günümüzde bu ayetin daha dikkatli okunması gerekiyor. Çünkü her sokak başında bir ateş yanıyor. Her yerden binlerce günah insana saldırıyor. Her şey ağız birliği yapmış gibi insanı Allah'tan uzaklaştırıyor. Âdeta Allah'a giden yollara barikatlar kurulmuş. Ahiret yurdunu gösteren işaretler ters çevrilmiş. Sefih medeniyetin getirdiği cazibe ister istemez insanları o yoldan alıkoyar hale gelmiş.
Herkes, akın akın "insanın ve bilhassa Müslüman'ın bir nevi cenneti olan aile sığınağından" çıkıp o yöne doğru koşuyor. Sığmaktan çıkan askerin üzerine yağan mermiler gibi günahlar aile fertlerinin üzerine yağıyor.
Kişi evinde oturup TV'sini seyrederken, gazetesini okurken; hatta penceresinden sokağa bakarken bile müstehcenlik ateşi onu yakabiliyor. İşte bu arada eş denilen elbise o ateşe perde olmalı. Eşiyle ateş arasında set kurmalı. Eşinin üzerine gelen günahlara paratoner olup onu Allah'a yaklaştırmalı. Sadece dünya hayatı için giyilen bir elbise değil, cennet bahçelerine uçurabilen paraşüt görevi yapmalı...
Çünkü insan bu dünyaya sadece rahat yaşayıp zevk ve lezzet peşinde koşmak için gönderilmemiştir.
Onun esas gayesi kendisini buraya gönderen Cenab-ı Hakk'ı tanımak, bilmek ve ibadet etmektir. Dünya yolunda yürüyüp ahiret yurduna varmaktır. Evlilik de o yol arkadaşını seçmektir. Şayet yol arkadaşı, Allah'a yakınsa kişi dünyada da ahirette de huzurlu olacaktır. Çünkü Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Erkek olsun, kadın olsun mümin olarak güzel işler yapanlara dünyada temiz ve huzurlu bir hayat yaşatırız. Ahirette ise onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandıracağız."( Nahl Suresi, 16:97.)
Asr-ı saadette yaşanan bir olay, evliliğin insanı Allah'a yaklaştırması hususunda örnek olsa gerek:
Peygamber'imiz (a.s.m.), sahabeleriyle birlikte otururken fakir ve muhtaç olanlara vermenin öneminden bahsediyordu. Al-i İmran Suresi'nin 92. ayetini okudu:
"Muhtaçlara ve fakirlere yardım ederken malınızın kötüsünü değil de iyisini vermedikçe olgun bir imana kavuşamazsınız. İmanda en yüksek mertebeye çıkmak istiyorsanız yoksullara malınızın en hoşunuza gidenini bağışlayınız."
Bu sözler orada bulunanlardan Ebu Talha'yı (r.a.) can evinden vurdu.
En değerli malını Medine'deki hurmalığını ve evini hemen oracıkta bağışladı. Evine gitti. Bahçenin dışında durdu. Eşi Rumeysa (r.a.), Ebu Talha'yı (r.a.) görünce neden eve girmediğini sordu. Ebu Talha (r.a.) evini ve bahçesini tasadduk ettiğini söyledi. Eşi:
- Kendin için mi yoksa ikimiz için mi, diye sorduğunda, Ebu Talha (r.a.):
- ikimiz için, cevabını verince eşi Rumeysa:
- Allah senden razı olsun Talha. Ben de aynı şeyleri düşünürdüm. Bekle geliyorum, diyerek dönüp arkasına bile bakmadan evinden çıkıp gitti.( Nuriye Çeleğen, Peygamberimiz Kadınlara Nasıl Davranırdı?, s. 52-53.)
Bizler de onları örnek almalıyız. Bunun için de evlilikleri nefsanî duygulardan ziyade uhrevî duygularla yapmalıyız. Eş seçerken bizleri dünyaya çağıranı değil, Allah'a yaklaştıranı seçmeliyiz.
Bizim evliliğimiz; yani Müslüman'ın evliliği farklı olmalı. Müslüman aile, karanlık dünyalara ışık saçma-lı. Sıkıntıda boğulanlara şefkat elini uzatmalı. Sevgiye ve mutluluğa hasret olanları sevginin ve mutluluğun yurduna iletmeli. Derdimiz önce insanlığa hizmet olmalı. Bunun için eşler el ele vermeli.
"Allah için ver" deyince vermeli.
"Allah için yola çıkıyorum" deyince uğurlamak.
Allah'a giden yolda hayat arkadaşına omuz vermeli. Tıp' kı Hira Dağı'ndaki Peygamber kocasına, yemek taşıyan Hz. Hatice, İslam için şehit olan Ammar ve Sümeyye, yalın ayak kızgın çöller üstünde yan yana hicret eden sahabe gibi...
Böyle eşler için Bediüzzaman diyor ki:
"Bahtiyardır o adam ki refika-i ebediyesini (ebedi arkadaşını) kaybetmemek için saliha (dindar) zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem bahtiyardır o kadın ki kocasını mütedeyyin görür, ebedi dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi (dünya saadeti) içinde saadet-i uhreviyesini (ebedi saadetini) kazanır."
Paylaşım için teşekkürler.
emeginize saglık rabbim razı olsun güzel paylasımınız icin
Teşekkürler